| En Büyük Velilik |
|
|
| Fethullah Gülen | |
|
Sahabe mesleğinin çok önemli bir esası da keşif, keramet, ilahî sır ve tecellî gibi harikulâdeliklere talip olmamaktır. Risalelerde de değinildiği üzere; sahabîlerin velâyeti “velâyet-i kübra” olarak adlandırılan ve verâset-i nübüvvetten gelen bir velâyettir. Onlar için, seyr ü sülûk esnasında tarikat berzahından geçme gibi bir mecburiyet söz konusu değildir. Ashâb-ı Kirâm, çoğu velilerin uğramak zorunda oldukları seyr ü sülûk duraklarına uğramadan lütf-u ilahî ile doğrudan doğruya hakikate ulaşmışlardır. Onların hepsi velîdir ama hemen hiçbiri sonraki velîlerin geçtiği merhalelerden geçmemiştir. Dolayısıyla, onların yolu gayet kısadır; orada keşif ve keramet türünden harikalar da çok az görülür. Haddizatında, Sahabe efendilerimiz harikulâde haller bir yana, ibadetleri, sâlih amelleri ve dine hizmetleri mukabilinde dünyevî-uhrevî hiçbir beklentiye de girmemişlerdir. Kulluk hesabına ortaya koydukları hayırlı işleri Cehennem’den kurtulma ve Cennet’e girme mülahazalarına kat’iyen bağlamamışlar; yapıp ettiklerini asla ebedî saadetin bir teminatı olarak görmemişlerdir. İbadet ve ubudiyetlerini sadece Allah rızası için yerine getirmiş; ateşten kurtulmayı da ebedî saadete nâil olmayı da hep Allah’ın lütfuna dayanarak ve ilahî rahmete ümit bağlayarak yine Hazreti Rahman ü Rahîm’den meccanen istemişlerdir. Peki onların keşif, keramet, hiss-i kable’l-vukû (hadiseleri olmadan önce hissetmek) ve ilham türünden harikulâde halleri hiç mi olmamıştır? Tabiî ki olmuştur; ne var ki onlar, o türlü fevkalâde halleri hiçbir zaman talep etmemişlerdir. Hatta, keşfi, kerameti bir imtihan vesilesi saymış ve onlardan bir manada çekinmişlerdir. Şayet, kendilerinde öyle bir hal meydana gelmişse, onu bir ilahî sır gibi saklamış, kimseye belli etmemeye çalışmışlardır. (Ölümsüzlük İksiri, s. 92-93)
|
|
| Son Güncelleme ( 16.09.2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



