| Modern Dindar Elitler |
|
|
| Ali Bulaç, Yeni Şafak | |
| 06.11.1996 | |
![]() Ali Bulaç Kişisel olarak benim çok zihnimi meşgul eden husus budur. Yani, bir yandan modern bilimsel bilgi ve bilimler konusunda bu düzeyde iyi bir eğitim almış bir insanın; aynı zamanda nasıl dini bir hayat içinde kalıp kendisinden beklenen misyonunu yerine getireceği konusu. Hemen şunu belirtmek lazım: Bu, eğer bir problem olarak vaz'edilecekse ya da modern Müslüman zihnin içinde yaşadığı bir çelişki ise, sorumluğu Fethullah Hoca ve cemaati değildir. Zira hepimizin bildiği gibi, geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren Müslüman dünya, Batı karşısında askeri yenilgiye uğradığını kabul edince, kendine dominant bir hedef olarak Batı'yı üstün kılan ekonomik ve teknolojik gücün kaynağı olarak bilimsel düşüncenin elde edilmesini tespit etmişti. Seyyid Ahmed Han'dan Muhammed Abduh'a, Mehmet Akif'ten Bediuzzaman Said Nursi'ye kadar belli başlı İslam bilginleri, modern bilimlerin en az İslami ilimler kadar, hatta duruma göre daha; fazla önemli ve gerekli olduğunu; söylemişlerdir. Bu açıdan bakıldığında; Fethullah Hoca Efendi'nin okullarında tamamen modern bilimlere dayalı bir eğitim programı ve müfredatının temel alınmasının ilham kaynağını rahmetli Bediuzzaman'a kadar uzatmak mümkün. O, "iki kanat" metaforuyla, bugünkü Müslüman'ın hem "dini ilimler" hem de "fenni ilimler" konusunda eşit güç ve formasyona sahip olması gerektiğini söylemişti. Epistemolojik yönüyle bu mesele 12. Yüzyıl'ın başlarında vefat eden imam Gazali'den beri önemli bir tartışma konusudur. Şu var ki, 20. Yüzyıl'ın ikinci yarısından sonra modern bilimler ciddi bir eleştiriye tabi tutuldu ve İslam dünyasından da bazı şahsiyetler modern bilimin bir paradigma, mahiyet, amaç ve yöntem, bakımından İslam dininin genel ruhu mesajı ve tarihi mirasıyla ne ölçülerde bağdaşabileceği konusunda ciddi sorular sordu. Modern bilimlerin önce siyasetin, ardından ekonominin ve bu ikisinin de teknolojik gelişmenin güdümünde geliştiklerini, temel hedeflerinin seküler ve din dışı bir dünya inşa etmek olduğunu ve bu dünyanın temel varsayımları ile İslam arasında ciddi bir çelişkinin varolduğunu ayrıca belirtmeye gerek yok. Peki, bu durumda modern bilimler bazında yüksek formasyon sahibi olmuş Müslüman birey ve cemaatlerin nihai hedefleri ne olacak? Belli ki, bu formasyonu almış öğrenciler, kendi ülkelerinin elit dolaşımına katılacak ve gerek politik toplumun gerekse kurumsal ve sivil yapıların şekillenmesinde önemli,roller üstleneceklerdir. Yeni bir elit vücuda getirme çabası olan bu teşebbüs, acaba püriten bir ahlakın inşasına ve sonuçta ulus devletlerin birbirleriyle daha sıkı markaj politikalar ölçeğinde rekabet etmelerine bir zemin hazırlamayacak mı? Temel ahlaki meşruiyeti "vatan, millet (ulus) ve insanlık sevgisi" olan bir eğitim gerçekten ülkeler, kavimler, sınıflar ve farklı kimlikler arasında yaşanmakta olan çatışma ve savaşlara son vermeye yetecek mi? Orta Asya'dan zihnimde bu sorularla döndüm. Ciddi olarak bu temel konuların ele alınmasında zaruret görüyorum. |
|
| Son Güncelleme ( 11.05.2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




