Nefs-i Kâmile Mertebesi ve Bu Mertebedeki Hak Yolcusu Yazdır E-posta
Fethullah Gülen, Sızıntı, Mayıs 1999, Cilt 21, Sayı 244   
30.12.2003

İtminan mevhibesinin idrak edilme sınırlarını aşkın müntehâsını "nefs-i kâmile" mertebesi teşkil eder. Dört bir yanda ilâhî tecellîlerin bütün mâsivâyı kendi rengine boyadığı, renklerin, şekillerin, keyfiyetlerin kendi çerçevelerinde silinip gittiği zevkî ve nazarî iç içe istihâlelerin yaşandığı ve "seyr"in, "seyr billah" ufkunda sürdürüldüğü bu şâhika, vahdette kesretin, kesrette de vahdetin yaşandığı ilâhî sırlara açık öyle bir zirveler zirvesidir ki, asâlet ve külliyet planında orada sadece enbiyânın sesi-soluğu duyulur; zılliyet ve cüz'iyet dairesinde de dâvâ-yı nübüvvet vârislerinin.. bu vârislerin en önemli hususiyetleri, yakazadır; bunlar nerede, niçin, hangi misyonla vazifeli bulunduklarının şuurundadırlar. Küllü cüzden, küllîyi cüz'îden, aslî olanı zıllîden, metbuu da tâbîden tefrik eder ve katiyen iltibasa düşmezler. Ne şatahat, ne naz, ne fâikiyet ne de imtiyaz; mazhar oldukları her şeyi O'ndan bilir ve bu mazhariyetlerini koruma istikametinde ortaya koyacakları her cehdi, netice-i nimet-i sâbıka olarak bir şükür esprisi içinde, fevkalâde bir tevazu ve mahviyetle ortaya koyar, mükâfat adına değil de, vazife ve sorumluluk hesabına "hel min mezîd" der dolaşırlar. Bu ölçüde safvete eren mutmain bir ruh, bütün mesûliyetlerini bir ibadet neşvesi içinde yerine getirir ve benliğinin derinliklerinde her lâhza ayrı bir vuslat zevkiyle coşar. Onun, "nefehâtü'l-üns" esintilerinin aks-i sadâsı sayılan solukları, okşayıp geçtiği her yere sekine aşılar geçer.. onun sükûtu, varlığı hallaç etme ölçüsünde mük'ab bir tefekkür, sözleri de Mezâmir'den akan hikmet kristalleridir. Gözler her yerde onu görme uğrunda açılır kapanır ve onun tavırları, davranışları Hakk'ı hatırlatır.. hatırlandığı her yerde gönüllere bir murakabe kıvılcımı düşer ve tutuşan her gönül:

"Ey bülbül-ü şeydâ yine efgâna mı geldin.?
Azm-i gül edip zâr ile giryâna mı geldin?
Pervâne gibi ateşe dâim can atarsın,
Yoksa bu aşk oduna sen yana mı geldin..."

der, mağmalar gibi köpürür, ocaklar gibi yanar ve giryâna gelenlere yanıp kül olmayı meşkeder.

 
< Önceki   Sonraki >
Kültür, millet ve cemiyetin tabiatından doğar ve gelişir. Bir ağacın çiçek ve meyveleri ne ise, bir toplumun kültürü de odur. Kendi kültürünü olgunlaştıramamış veya kaybetmiş milletler, meyve verememiş veya meyveleri dökülmüş ağaçlara benzerler.
Fethullah Gülen Web Siteleri