Zikrin Kalb Üzerindeki Etkisi Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
02.01.2004

Ortopedi uzmanı bir doktorun; 'Her insanın 360 mafsal üzerine yaratıldığını, Allah'ı tekbir ve tahmîd etmek gibi yaptığı hayırların hepsi 360'ı bulduğu takdirde, o günün akşamına, cehennem ateşinden uzaklaşmış olarak çıkacağını' bildiren hadisi izah sadedinde namaz hareketlerinin vücuttaki faydaları üzerinde durması[1], bana şunları hatırlattı:

Başta Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak üzere bütün nebiler Allah'ı çok zikretmişler ve aynı zamanda zikre teşvikte bulunmuşlar. Daha sonraki asırlarda da Hak dostları bu işi sistemleştirmiş ve bir ölçüde şekillendirmişler. Meselâ, bazılarına göre 'Lâ ilâhe illallâh' denirken, dilin ağız tavanına yapıştırılacağı ve kalbin hareket ettirileceği ifade edilmiş. Diğer bazılarına göre zikir esnasında 'Lâ ilâhe illallah' derken kalbi harekete geçirme adına, 'illallah'ı daha vurgulu bir şekilde söylemenin zikirde bir esas olduğu üzerinde durulmuş... Böylece zamanla kalb adeta tabiî ritmini unutup, kendini tamamen zikrin âhengine kaptırmış ve bir uzvu zâkir haline gelmiş.

Zikrin, eskiden tekye ve zâviyelerde olduğu gibi, her gün yapıldığı düşünüldüğünde, bunun sonucu çok önemli bir kalb hareketinin olduğu söylenebilir. Kanaat-i âcizanemce bu mevzuda kalb uzmanları tarafından bir araştırma yapılması ve zikrin kalb hareketlerine ne türlü tesirleri olduğu araştırılmaya değer. Tabii böyle bir araştırma, hem tekyelerde bu şekilde zikir yapan insanlar, hem hiç zikir yapmayanlar, hem de zikri vurgusuz olarak düz bir şekilde yapan insanlar üzerinde uygulanmalıdır ki sağlıklı bir test olabilsin. Bunun neticesinde de elde edilecek veriler ışığında ilmî bir makale neşredilse zikrin fonksiyonları alanında önemli bir adım atılmış olur kanaatindeyim. Maksadımı tam ifade edememiş olabilirim ama bu mevzu, araştırılması gerektiğini uzun zamandır düşünüp durduğum konulardan...


[1] Sızıntı Dergisi, Ocak, 1997, Sayı: 216, Sayfa: 538

Son Güncelleme ( 07.11.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >
Kültür, millet ve cemiyetin tabiatından doğar ve gelişir. Bir ağacın çiçek ve meyveleri ne ise, bir toplumun kültürü de odur. Kendi kültürünü olgunlaştıramamış veya kaybetmiş milletler, meyve verememiş veya meyveleri dökülmüş ağaçlara benzerler.
Fethullah Gülen Web Siteleri