|
İnsana saygı, insan olmanın gereğidir; onu sevmek de, Hak hatırının ve millet hatırının. Sözleriyle, tavırlarıyla insanlara karşı saygısız davrananlar, kendi karakter ve seviyelerini ortaya koymuş olurlar; insanlardan nefret eden ve onlara karşı düşmanlık besleyenler de vicdanî kimliklerini. Yüksek karakterler, toprak gibi yüzleri yerde ve hep alçakgönüllüdürler. Her yerde meltemler gibi eser ve herkesi serinletirler. Onların nazarında sevgi ve saygıdan daha değerli bir şey yoktur.. onlar sevmeyi-sevilmeyi, sevilip gönüllerde bir yer tutmayı cihan hükümdarlıklarına tercih ederler! İşte böyleleridir ki, onlar, hayatlarını hep başkalarının mutluluğuna bağlar, yaşatmak için yaşar ve hep ülü'l-azmâne bir tavır içinde bulunurlar.
Aslında herkes için iyi düşünüp iyi dileklerde bulunanların, her zaman bu düşünce ve dileklerinin kat kat karşılığını elde edecekleri de âdetullahtandır. Evet onlar, öyle bir karşılık peşinde olmasalar da, bir verir on alırlar ve insan olmanın bütün avantajlarından yararlanırlar. Kendini kine, nefrete, düşmanlığa salanlar ise, her zaman kendi insanî değerlerini dinamitlemiş ve gönüllerdeki yerlerini de yıkmış olurlar. Ömrünü kötü duygu ve tutkuların kıskacında sürdürmek hem bir azap, hem de bir seviyesizliktir. Herkesin iyi yanlarını görüp, herkesi kucaklamak ise, hem bir seviye, hem de bir kahramanlıktır: Kin, nefret, öfke ve hırs duygularını kontrol altına alma kahramanlığı. İşte bu kahramanlardır ki, nefislerine köle olma ve şeytana ırgatlık yapma zilletinden kurtulur ve bir anda Allah'ın onurlu birer kulu ve kendi iç dünyalarının da efendileri hâline gelirler. (Işığın Göründüğü Ufuk, s. 220-221)
|