| Bölge Halkı Hem Dinini Hem Dilini Yaşamak İstiyor |
|
|
| Altan Tan, Zaman | |
| 26.12.2007 | |
|
Tüm Doğu ve Güneydoğu bu yılda İslam ile tanışmış Diyarbakır Ulu Camii 639 senesinde kiliseden camiye çevrilmiştir. O tarihten bugüne kadar hiçbir işgal ve kesintiye uğramadan içinde devamlı olarak namaz kılınmakta olan Türkiye'nin en eski camiidir. Kürt tarihinin Molla-Ciziri, Fakiyi Teyran ve Mem-u Zin'in yazarı Ahmed-i Hani gibi tüm büyük ve meşhur simaları aynı zamanda büyük İslam alimleridir. Kürtler Türklerden yaklaşık 200 yıl önce Müslüman olmuşlardır. Son birkaç yüzyılın en önemli dinî önderlerinin büyük bir kısmı Kürt'tür. İstanbul başta olmak üzere Anadolu'daki tüm Nakşibendî tarikatlarının piri Süleymaniyeli Mevlânâ Halid Kürt'tür. Necip Fazıl Kısakürek ve Işıkçılar cemaatinin şeyhi Abdülhakim Arvasi; Menzil tarikatının şeyhi Abdülhakim Erol, Erenköy cemaatinin lideri Şeyh Esad Erbili ve Risale-i Nurların müellifi Said-i Nursi de Kürt'tür. Bu isimlere yüzlerce isim ilave etmek mümkündür. Yine tarihte Kürt isyanları olarak belirtilen hareketlerin liderleri Şemdinanlı Şeyh Übeydullah Nehri, 1925 hareketinin lideri Şeyh Said-i Palovi, İttihat ve Terakki'nin 1913'te Bitlis'te idam ettiği Kamran İnan'ın dedesi Seyyid Ali Arvasi, Barzani ailesi, Talabani ailesi ve meşhur Şeyh Mahmud-i Berzenci'nin ailesi de tarikat ehlidir. İngilizlerin 1919'da Kürdistan kralı olarak ilan ettikleri Şeyh Mahmud-i Berzenci 'İslam halifesine ihanet etmem' deyince İngilizler tarafından önce Hindistan'a, daha sonra ise Afrika'da Madagaskar'a sürgün edilmiştir. Bazılarının zannettikleri gibi Doğu ve Güneydoğu'daki İslamî yönelim de yeni değildir. Bölgedeki dinî eğilim (dindarlık) tarihinin her döneminde Türkiye ortalamasının çok üzerinde olmuştur. 1984 belediye seçimlerinde Refah Partisi Türkiye genelinde % 4,5 oy alırken bölgede Van, Batman ve Urfa gibi önemli illerin belediye başkanlıklarını kazanmış, 1987 milletvekili seçimlerinde Türkiye geneli % 7,15'te kalırken Diyarbakır il merkezinde oran % 25 olmuştur. Ancak bölgedeki en önemli kırılma 1991 genel seçimlerinde yaşanmış, Erbakan-Türkeş seçim ittifakı Kürtlerde hayal kırıklığı yaratmış ve Ortadoğu'yu planlayan gizli eller bölgeden RP'yi çekerek bölgeyi laik ulusalcı seküler güçlere terk etmiştir. 22 Temmuz 2007 bu anlamıyla bir ilk değil 1991 öncesine dönüştür. Tarih boyunca Kürt kültür ve geleneğinin oluşmasındaki en büyük etken İslamiyet olmuştur. 'Derin devlet', PKK ve İslamî yapılar Gelinen noktada Türkiye'yi, klasik tahterevalli yöntemiyle yönetmeye alışık 'derin güçler' şaşkınlık yaşamaktadır. Rejimin iki ana tehlikesinden bölücülüğün mü, yoksa irtica olarak adlandırılan İslami faaliyetlerin mi daha tehlikeli olduğu konusunda çelişki yaşanmaktadır. AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu'daki yüksek oy artışıyla ilgili Habertürk'te MHP İstanbul Milletvekili Gündüz Aktan ile Fikret Bila'ya konuşan Süleyman Demirel'in yaklaşımları ilginçtir. Seçimler öncesi yapılan bir söyleşide Muşlu bir Kürt vatandaşın 'Ya dinimize (AK Parti'ye) veya dilimize (DTP'li bağımsızlara) oy vereceğiz.' demesi her iki zatı da müthiş bir şekilde rahatsız etmiş, bölgede rejimin kırmızı çizgilerinin kalmadığı endişesine sevk etmiştir. Cumhurbaşkanlığı referandumunda evet oylarının bölge genelinde % 95'lere, Bingöl, Bitlis gibi illerde % 97-98'lere ulaşması bölge halkının mevcut statükonun din anlayışı ile Kürt yaklaşımının mutlaka değişmesi gerektiği noktasında İslami tabirle 'icmayı ümmet' kararı aldığı şeklinde de anlaşılabilir. Statüko AK Parti ile DTP arasında tercihte bulunmaya zorlanmaktadır. Tam bu esnada DTP Van Milletvekili Özdal Üçel ile Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın 'Bizim laiklik anlayışımız Türk Silahlı Kuvvetleri'nin laiklik anlayışı ile örtüşüyor. Bölgede laikliğin teminatı DTP'dir. Asıl tehlike DTP değil, İslami grup ve cemaatlerin çalışmalarıdır.' meyanındaki beyanatları enteresandır. AKP içerisindeki bazı kesimlerle DTP'nin gerçek bir demokrasi mücadelesi vermek yerine aynı ihaleye 'zarf atmaları' ve statükoya göz kırpmaları büyük yanlıştır. 'Onu kullanma beni kullan, ona yaslanma bana yaslan' anlayışı kimseye yarar sağlamaz. 'Derin devletin' yapması gereken ise böyle 'derin' işlerden vazgeçip gerçek bir derinlikle Türkiye'nin önümüzdeki en az 200-300 yılını planlamak ve halkıyla çatışmak yerine acilen barışmak olmalıdır. Günümüzde Kürt sorununun çözümü iki ana eksen etrafında tartışılmaktadır: Ulusalcılık: Fransız ulusalcılığı formatında 19. yüzyıl ve sonrasında dünya siyaset sahnesinde moda olan her ulusa bir devlet fikri çerçevesinde bir Kürt ulus devleti kurulması. Bundan önce etnik temele dayalı otonomi, federasyon ve konfederasyon modellerinin uygulanması. Zaman içerisinde İran, Irak, Suriye ve Türkiye'deki Kürtleri de içine alan büyük ve birleşik Kürdistan'ın kurulması. Birlikte yaşama projesi: Ulus-devlet formatının zıddına anayasada hiçbir din, mezhep, etnisite ve sınıfa vurgu yapmadan herkesin kendini açıkça ve rahatlıkla ifade edip sosyal ve kültürel olarak örgütleneceği anayasal vatandaşlık sistemi. Modern dünyada ve özellikle Ortadoğu'da toplumları etnik olarak ayırmak ve etnik arındırma yaparak 19 ve 20. yüzyıl şartlarında ulus inşa etmek mümkün olmadığından (aynı zamanda büyük yanlış) birlikte yaşama projesi uygulanmalıdır. İslami kesimin inancı gereği olarak da toplumları ırklarına (dillerine), mezheplerine ve sınıflarına göre ayırması mümkün değildir. Ulus-devlet modelini dünyaya lanse eden tarih içerisinde birbirlerinden milyonlarca kişi öldürmüş Fransa, İngiltere ve Almanya'nın Avrupa Birliği projesi ile yeni bir medeniyet ve siyaset modeli ortaya koymalarından ders almak gerekmektedir. Günümüz iletişim çağında ulusal sınırlar gittikçe önemini kaybetmekte, yeni kültürel, ekonomik ve siyasi havzalar ortaya çıkmaktadır. Yapılması gereken, herkesin kendini rahatlıkla ifade edeceği, kimsenin kimseyi yok farz etmediği, baskı ve şiddet uygulamadığı, asimile etmeye çalışmadığı bir birlikte yaşama projesi ortaya koymaktır. Gelinen noktada en önemli faktör samimiyettir. İslami grup ve cemaatler tüm "derin" manipülasyonlardan uzak durmalı, PKK ve DTP ile uğraşacaklarına kendi projelerini ortaya koymalıdır. Sorun PKK ve DTP'yi bertaraf etmek değil, Kürt sorununda kendi çözümünü ortaya koyma sorunudur. Sürekli olarak PKK ve DTP ile uğraşmak konuyu PKK ile özdeşleştirerek çözmek istememenin bir başka yoludur. Başkasının malını kötülemek yerine kendi kaliteli malını piyasaya sürmek esas olmalıdır. Bediüzzaman Said-i Nursi "Eski hal muhal (imkânsız), ya yeni hal veya izmihlal (yok oluş)" derken durumu çok güzel izah etmektedir. Mevcut ulusalcı, tekçi, ırkçı, asimilasyoncu anlayışı devam ettirmek mümkün değildir. Her türlü din, mezhep, dil ve sınıfın (zengin-fakir) çatışmadan birlikte yaşayabilecekleri yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç vardır. Tarihimiz bu konuda yüz akımızdır. Bosna'dan Şam'a, Endülüs'ten İstanbul'a, Kahire'den Tahran'a, Bağdat'tan Buhara'ya kadar 1400 yıllık İslam tarihi boyunca kimsenin dinine ve diline karışılmamıştır. Bazı laikçi Kürt siyasetçilerinin yaptığı gibi Kürtlerin dillerini özgürleştirirken ulusalcı bir politika ile dinlerini silip tasfiye edelim anlayışı ne kadar yanlışsa, Kürtlere "Din pompalayarak dillerini alalım, asimile edelim" anlayışı da en az o kadar yanlıştır. Hiçbir samimi Müslüman'ın böylesine çirkin bir hileye alet olması mümkün değildir. Kürtlerin ezici bir çoğunluğu dininden de dilinden de vazgeçmeden Türk halkıyla birlikte eşit, özgür ve refah içerisinde yaşamak istemektedir. Kürt sorununun çözümünde Fransız ulusalcılığının da Kemalist paradigmanın argümanları da kullanılamaz. Bu anlamda Avrupa Birliği normları da Büyük Ortadoğu Projesi de ideal çözümle bire bir örtüşmez. Tarihî ve ilmî tecrübelerden faydalanılmalı Kürt sorununun çözümünde dindarlar iki ana konuya mutlaka dikkat etmelidirler: Kitabî referanslar: Kur'an ve hadis başta olmak üzere İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam Cafer-i Sadık'tan Said-i Nursi'ye kadar bütün İslam ulemasının kitaplarına başvurulmalı, İbn-i Haldun'un Mukaddime'sinden Maverdi'nin El Ahkamul Sultaniyye'sine kadar bütün kaynaklar göz önünde bulundurulmalıdır. Kur'an ve hadislerdeki ana hükümler tarih boyunca bu konuda İslam hukukunun temelini oluşturmuştur. Tarihî referanslar: Dindarlar aydın hastalığından sıyrılmalı, komplekse kapılmamalıdırlar. Şüphesiz ki bugün Kürt sorunu çözülecekse Bask, Katalan, İrlanda, Sicilya, Korsika, Flaman, Valon sorunlarının nasıl çözüldüğünden dersler çıkarılmalı. Habermas'tan Hobbes'a kadar bütün sosyal ve siyaset bilimcilerinin görüşleri incelenmelidir. Ancak 1400 yıllık İslam tarihini yok saymak büyük bir aymazlıktır... İslam tarihi bu konuda sayısız çözüm örnekleriyle doludur. Etnik sorun Endülüs'te, İran'da, Mısır'da Osmanlı, Selçuklu, Eyyubi, Mervani, Abbasi ve Emevilerde nasıl çözülmüş Hz. Ömer ve Selahaddin-i Eyyubi 450 yıl arayla Kudüs'e girdiklerinde nasıl tek damla kan akıtmamış, 1400 yıl boyunca herkes dinini, dilini ve mezhebini nasıl korumuş, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim'le 25 Kürt beyinin imzaladığı Osmanlı-Kürt anlaşması İttihatçılar coğrafyayı kana bulayana kadar 400 yıl süreyle nasıl yürürlükte kalmış dönüp bakmak gerekir. Tarih boyunca Kürdistan'daki medreselerin eğitim dili Kürtçe olmuştur. Bediüzzaman Said-i Nursi yüz yıl önce Van'da pozitif bilimlerle-İslami bilimleri birlikte okutmak üzere bir üniversite kurmak istemiş, bu üniversitede 3 dilde eğitimi öngörerek "Arapça vacip, Kürtçe caiz, Türkçe lazım" demiştir. Bugün hâlâ Kürtçe eğitimin "bölücülüktür" diye tartışılması üzüntü vericidir... Kitabî ve tarihî referanslarımızı günümüzün siyasi diline çevirmemiz, dönüştürmemiz gerekir. Kitabî ve tarihî referanslarımızla günümüzün çağdaş yaşantısı yorumlandığında gerçek çözüm ortaya çıkacaktır. İslami grup ve cemaatlerin çok geç kalmalarına rağmen Kürt sorununa doğru ve müspet yönde eğilmeye başlamaları problemin çözümüne büyük katkı sağlayacaktır. Uluslararası siyasetin çok önemli bir parçası olan Kürt sorunu Türkiye'de doğru bir şekilde çözüldüğünde tüm Ortadoğu'ya barış, kardeşlik ve huzur hakim olacaktır. Kim ne kadar inkar ederse etsin, ne kadar yok farz ederse farz etsin Ortadoğu coğrafyası Hz. Adem'den beri vahyin beşiğidir. Kürtler de bu "beşikte" büyümüşlerdir. Yeter ki meşum eller bu beşiği kötü niyetle "devirmesin". |
|
| Son Güncelleme ( 26.12.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Konunun yabancısı birçok kimse Kürtlerdeki dinî yönelimi yeni zannetmektedir. Sanki Kürtler İslam ile yeni tanışmaktadır. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyanın ve Kürtlerin İslamlaşması Hz. Muhammed'in vefatından hemen sonra Hz. Ömer döneminde miladi 639 yılındadır.