Toplumumuz, Laisizm ve Fethullahçılar Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Mehmet Y. Yahyagil, Yeni Yüzyıl   
01.09.1995

Ülkemizde ise devlet, resmi ideolojisini belirleyen laik düzeni kültürel ve toplumsal yapının karmaşık ilişkiler ağına uyarlamada gerektiği ölçüde bilimsel, nesnel bir yaklaşım yapamamıştır. Bu da Türkiye'de laik anlayışı din kurumunun karşısına getirmiş, toplumsal yapıda büyük bir düalite oluşturmuş, "dinin rakibi" ya da karşıtı pozisyonuna getirmiştir.

Nurculuk, Said-i Nursi'nin varlığıyla vücud bulmuştur. Ve Nurculuk bir tarikat ya da akım olmayıp, bugünün Müslümanlarına modern dünyada niçin inançlı olunması gerektiğini anlatan, İslâmiyet'in bu çağa ilişkin yeni bir yorumunu Kur'ân-ı Kerim'e dayanarak yapan bir düşünce, bir öğretidir. Esasta siyasal hareketin dışında kalmayı öngören bu hareket, insanın kendisi ve çevresiyle barışmasına yöneliktir. Toplumdaki bireylerin kendi sosyal sorumluluk ve fonksiyonlarını (küçük daire içinde), toplumun örgütlenmiş kurumlarıyla (büyük daire içinde) nasıl ilişkilendireceğini belirten ve kesinlikle bir tarikat örgütlenmesine izin vermeyerek, "velayet biçiminde" genişlemeyen bir akımdır. Fethullah Hoca'nın bu toplumda kabul görmesi nur öğretisinin getirdiği yorumun özelliğinden dolayıdır.

Bugün eğitimle birlikte iletişim alanında da etkinlik kazanan Fethullahçılar'ın gelenekselliği çağdaş, dolayısıyla evrensellik taşıması gereken bir uluslararası sistemde nasıl yaşatabileceklerinin, sözgelimi Japonya örneğinde olduğu gibi, kültür değişmelerini teknolojik gelişimle bağdaştırabilip, Batı kompleksinden nasıl kurtulunabileceğini göstermede siyasal bir rol mü, yoksa iktidardaki yöneticilerin yanında ve/veya karşısında olarak toplumsal bir rol mü üstleneceklerinin açıklanması önemli ölçüde yarar sağlayacaktır. Kendilerinden beklenen, toplumsal barış adına da, milliyetçilik adına da budur. Kuşkusuz, bu konudaki duyarlılık yalnız Fethullahçıların değil, benzer akım ve aktivitelerin de devletçilik, laisizm, modernite ve gelişme ile çağdaşlaşma arayışı içindeki konumlarına ışık tutacak, toplumsal dinamiklerin belirginleşmesine yardım edecektir.

 
< Önceki   Sonraki >
Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Fethullah Gülen Web Siteleri