Düşmanca Tavırlara Karşı Mümince Tavır Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   

Bir mü’minin tavrı çok önemlidir. Zira o, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) rahle-i tedrisinde edep dersi almış bir insandır. Mü’minin, edep, nezaket ve nezahet dairesi dışına çıkması mümkün değildir veya söz konusu olmamalıdır. Çünkü onun ortaya koyduğu ve sergilediği her davranış otomatik olarak İslam’a mal edilecektir. Öyleyse mü’min, İslamî edeple şekillenmiş tavrını, en imansız gönüller ve en amansız hâdiseler karşısında dahi değiştirmeden, bir Müslüman’a yakışır şekilde sürdürmek zorundadır. Allah Resulü’nün hayatına baktığımızda Ebû Cehil karşısında dahi tavır değiştirmediğini görürüz. Bu itibarla, şayet herhangi bir şey karşısında öfkelenmişsek, o öfkeyi dışarı vururken dahi kullanacağımız üslup mutlaka yine İslamî bir üslup olmalıdır.

Vakıa, Kur’ân-ı Kerim bazı ayetlerde kâfirlere karşı sert bir üslup kullanmıştır. Ama onun o sert üslubu, aslında şahıslardan ziyade bir kısım çarpık fikirlere ve düşüncelere karşıdır. Evet, Kur’ân-ı Kerim hiç kimseyi karşısına alıp hırpalamamıştır. O’nun hırpaladığı, kâfir ve mülhitlerden ziyade, onların temsil ettikleri ve edecekleri inkârcı düşünceler ve mülhidçe anlayışlardır. Bu itibarla, Kur’ân talebelerinin de hiçbir zaman daha farklı davranmaları düşünülemez ve düşünülmemeli.

Evet, bu hakikati şahıslar planında ele aldığımız gibi, devletler planında da ele alabiliriz. Meselâ “Amerika, İngiltere, Almanya” derken, zaman zaman üslubumuzu sertleştirdiğimiz olabilir. Ancak şunu hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalıyız ki, ileride gidip Amerikalılara, İngilizlere, Almanlara diyalog teklifinde bulunmayı veya bazı gerçekleri anlatmayı, bazen de dinî duygu ve düşüncelerimizi aktarmayı arzu ediyorsak, daha bugünden sertliği bir yana bırakıp, kullanacağımız üslubu iyi tespit etmek zorundayız. O halde, her meselede olduğu gibi, bu meselede de, mutlaka Kur’ân ve Sünnet’in ruhundan süzülmüş ölçü ve kriterlere mürâcaat etmemiz şarttır. (İnsanın Özündeki Sevgi, s. 113-114)

Son Güncelleme ( 12.08.2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Fethullah Gülen Web Siteleri