| Ekip Ruhu |
|
|
| Fethullah Gülen | |
|
Takım halindeki çalışmalarda insanın bazen normal ve meşru haklarını kullanmaması gerekebilir. Bediüzzaman Hazretlerinin “Bir başkasına yaptırtmak hoşunuza gitsin” sözleri ile verdiği ölçü içinde, mesela, siz kendinizin daha başarılı olacağını zannettiğiniz durumlarda dahi başkalarını o iş için tercih edebilmelisiniz. Bu hem ekip ruhunun vazgeçilmez esaslarından biri, hem de ihlâs ve samimiyeti koruyacak önemli bir iksirdir. Bırakın, son adımı hep başkaları atsın. Ancak şu da var ki insan fıtratında işi kendisinin bitirme isteği hâkimdir. Onun için bu mesele o kadar basit ve kolaylıkla hayata geçirilebilecek bir düstur değildir. Meselenin tekniğini çok anlamam; ama futbolda koskocaman bir ekip oyun oynar, en son bir oyuncu ayağının ucuyla dokunur ve golü atar. Herkes o golü atan oyuncuyu nazara verir, kahraman yapar. Omuzlara o alınır, manşetlere o çıkartılır. Oysaki orada bir ekip çalışması vardır. Diğer oyuncular pozisyonu hazırlamasaydı, o kişi golü atabilir miydi? Bence meseleye böyle bakmak lâzım. Geleceğin iftirak ve ihtilafının çözülmesinde bu ruh, bu düstur büyük rol oynayacaktır. Aksine, “Herkes cennete girmeli; ama anahtarı bende olmalı”, veya “Golü mutlaka ben atmalıyım” misalleri ile açıklanabilecek ruh bizim adımıza çok tehlikeli. Bırakın anahtar başkasında olsun, bırakın golü bir başkası atsın. Ruhu öldüren bu tip tehlikeli hastalıklardan geri duralım. Herkesin bir izzet duygusu, bir onur duygusu var diyorsanız, bu duyguları gelin âlem-i İslâm’ın içinde bulunduğu şu mezelletten kurtarmak için kullanalım. Zira müşterek haysiyetimiz, müşterek şerefimiz ayaklar altında. “Bu zillete ancak bu kadar katlanılır” demek gerekmez mi? Müsbet hareket yolunu seçerek, sevgi ve hoşgörü ile herkese kucağımızı açmak; kudsî mesajları başkalarına ulaştırmak; yaşatma uğrunda yaşamadan vazgeçmek; şartların gerektirdiği ölçülerde hareket etmek ve son adımı başkalarına bırakmak. Evet, “Üzerime aldığım vazifeyi illa ki ben bitireceğim” mülâhazası, şeytanî bir mülâhazadır. Birçok fukaha, imamın arkasında birinci safta durmayı en çok sevap alma vesilesi olarak anlamış ve anlatmışlardır. Ben bu meseleyi biraz farklı anlıyorum. Orada esas maksat camiye önce girmedir. Namaz vaktinden önce camiye gelen kişi onun sevabını alır. Arkadan gelen isterse birinci safta yer almış; hatta imamın arkasında namaza durmuş önemli değil ki? Onlar birinci safta yer almış olsalar bile Allah seni birinci saf sevabından mahrum etmez ki. Çünkü sen önce geldin camiye. Evet, sevap hırsı da kaybettirebilir. Şahsen ben pek çok insanı bu duruma müsait görüyorum. Genel bir hüküm vermek elbette haksızlık olur; ama çoklarını bu çerçevede gördüğümü söylemek zorundayım. Tekrar edeyim, ihlâs ve samimiyetle rıza-yı ilâhîyi talep edelim, bütün mülâhazalarımızı i’la-yı kelimetullaha bağlayalım, hırsla çatlayasıya, ölesiye çalışalım; fakat “İstanbul’un fâtihi sadece ben olayım, ipi ben göğüsleyeyim” demeyelim. Çünkü bunlar şeytanî mülâhazalardır. Ekip ruhu adına söylediğim bu sözler sübjektif şeyler olabilir. Siz bunları Kur’ân’ın ve sünnetin altın mikyasları ile test edin. Uygun ise muvafık hareket edin, değilse objektif kriter arayışı içine girin ve ona göre davranın. (Gurbet Ufukları, s. 56-58) |
|
| Son Güncelleme ( 09.11.2010 ) |
| < Önceki |
|---|



