Acz, Fakr ve İzzet Dengesi Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   

Allah’ın varlık ve birliğini inkâr edenlere karşı izzet, mü’minlere karşı tevazu ve mahviyet içinde bulunma, Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i sahihanın beyanları ile ideal Müslümanlara gösterilen bir hedeftir. Aslında Kur’ân ve sünnet-i sahiha, pek çok mevzuda, ahiret yolundaki yolculara imandan amel-i sâlihe, ahlâk-ı hasene ile mütehallık olmadan nefisle mücadele yollarına kadar değişik tavsiye, emir ve yasaklar sunmakta, bu çizgide nice yol ve yöntemler göstermektedir. Eskiden tekke ve zaviyeler, birer müessese olarak, bahis konusu ettiğimiz bu şeylerin hayata geçirildiği, talim ve terbiyesinin yapıldığı yerlerdi.

Günümüzde Kur’ân’a hizmete adanmış insanların mesleği, ister hususî mânâda izzet ve tevazuyu, isterse umumî mânâda ahlâk-ı haseneye ait hususları hayata geçirmede tekke ve zaviyelerde kullanılan metodlardan çok daha başka metodlarla doludur. Mesela, insanın Allah karşısındaki acz ve zafiyetini sürekli tefekkür etmesi, bizim mesleğimize göre bir yoldur. İnsan, Allah’ın kendisi üzerindeki şefkatini, aynı türden bir şefkatle başkalarına karşı muamele yapma sorumluluğunu, ihtiyaçlarının sonsuzluğuna rağmen acz, zaaf ve fakirliğini idrak etmesiyle insanlık semasının merdivenlerini tırmanmaya başlayabilir. Tabir-i diğerle, eskilerin seyr-i sülûk-i ruhanîde aradıkları izafî insan-ı kâmil olma -ki bazıları için hakikî insan-ı kâmil olmak da mukadderdir- bu yolla yapılacak bir tefekkürle gerçekleşebilir.

Aslında işin hakikatine vâkıf olabilsek biz acınacak halde olduğumuzu görürüz. Ama bununla beraber, bunca acz ve zafiyetimize rağmen ne kadar çok iyi beslendiğimizi, bakımımız ve görünümümüzün iyi yapıldığını da müşahede ederiz ve bu bize şunu anlatır ki, acz u fakr insanın nihayetsiz, bitmez tükenmez sermayesidir. Öyleyse böyle bir sermayeye sahip insan hiç inkisara düşmemeli, her zaman atılım içinde bulunmalıdır. Allah’ın sonsuz nimetlerini idrak etmeli ve bunlara şükretmelidir.

Herkes bunu duyabilir mi? Bu soruya “Niçin duymasın?” cevabını veririm. Bence duyabilir; ama iki şartla: Birincisi, uzun bir temrinat ve egzersiz döneminden sonra; ikincisi, tefekkür veya başka bir yolla yapılan seyr ü sülûk-i ruhanînin hiç bitmediği ve bitmeyeceği hakikatini kavramasıyla. Aslında bu ikincisi, başlı başına bir konu. İnsan bir makama, bir mertebeye, bir seviyeye ulaştıktan sonra “Oldum, piştim, bittim, vardım, ulaştım, gördüm...” dememeli; seyrini devam ettirmelidir. Süreklilik, her gün yeniden bir kere daha baştan başlamak, bu yolun değişmez esasıdır. Daha önceden katettiği mertebelerin, almış olduğu seviyenin yeni yapacağı yolculuğa elbette katkısı ve faydası vardır/olacaktır; ama önemli olan tezkiye-i nefs etmemek suretiyle tezkiyeye ulaşmaktır. Nefsi sıfırlamak suretiyle, sıfırın kıymetsizliğini, sonsuzun kıymetini kavrama ufkuna vasıl olmaktır. Zira hiçbir insan, kendini sıfırlamadan sonsuza açılamaz. Sonsuza açılanlar ise kendilerini sıfırlamış, Hak karşısında bir hiç olduklarının idrakine varmışlar demektir. Dolayısıyla bunlar mü’minlere karşı tevazu, mahviyet ve hacâlet ufkuna çok daha çabuk ulaşırlar.

Son Güncelleme ( 09.11.2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Fethullah Gülen Web Siteleri