Sahabilerin İslâmî Heyacanı Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   

Sahabenin büyüklüğünü ifade etmek için “Peygamber görmüş” kutlular demek yeterli olsa gerektir. Onlar, ötelerden, ötelerin de ötesinden haber veren zâtın göklerle irtibata geçtiği anı müşahede etmiş; bir beşerin veraların verasıyla münasebetine şâhid olmuşlardı. Her gün yeni bir semavî sofranın başına kurulmuş, göklerin ve yerin Mâliki’nden gelen yeni yeni mesajlarla beslenmiş, hemen her hadise ile alâkalı nâzil olan rahmet damlalarıyla sürekli yıkanıp arınmışlardı. Kur’an’ın mucizesi o altın nesil, vahyin canlandırıcılığı ve sohbetin insibağıyla adeta yeniden dirilmiş; sürekli akıp duran mesajların arasında her zaman kendileriyle alâkalı bir hususu işitince, hatta bazen gizli bazen açık kendi isimlerini duyunca bütün bütün şahlanmış; sonra da mazhar oldukları bu en büyük nimeti başkalarına da duyurabilmek adına yollara dökülmüşlerdi. Kendilerini imana, Kur’an’a ve insanlığa hizmete adamış ve bu uğurda dur-durak bilmeyen bir gayrete girişmişlerdi. Onlar hiç boş durmuyor; bir hizmet bitmeden diğerine koyuluyorlardı. Ayakları altlarına hiç gelmiyordu. Oradan oraya koşuyor, diyar diyar dolaşıyorlardı. Sahabenin onda dokuzu, müthiş bir irşad ruhuyla, dini i’lâ maksadıyla hicret etmişti. İmanın hasıl ettiği heyecan onların içinde öyle bir seviyeye ulaşmıştı ki, hicret niyetiyle gittikleri beldeden geriye dönmeyi de ihanet sayar olmuşlardı.

Aslında, bugün de en çok muhtaç olduğumuz hususlardan biri bu aşk u heyecandır. Sohbet ve hizmet kâideleri üzerinde yükselecek olan bu İslamî heyecan sayesinde herkes üzerine ciddi sorumluluklar almalı, mesuliyet duygusuyla dolmalı ve elini taşın altına sokmalıdır. İmana, Kur’an’a, dine, millete ve topyekün insanlığa hizmeti hayatının gayesi bilmelidir. Bu meselede her fert çok samimi olmalı; “Allah’ım, benim yaratılışımın gayesi Seni tanımak ve Sana hakkıyla kul olmaktır. Bu yolda bana düşen vazife, Seni anlatan bir heyetin içinde bulunup yüce adını bütün cihana duyurmak ve bu ağır yükün bir kısmını omuzlamaktır. Eğer böyle kudsî bir işin ucundan tutmayacaksam yaşamamın ne manası olur ki? Rabbim ya bana da dine, millete ve insanlığa hizmet yollarını aç ya da bu can emanetini al, beni burada beyhude tutma!..” diyebilmelidir. Ciddî bir sorumlulukla, her gün şakakları zonklayarak bir problemi daha çözmeye çalışmalı, devamlı bir salih amel peşinde olmalı ve hiç boş kalmamalıdır. Aksi halde, şeytan âtıl, tembel ve boş kimseleri başka yönlere sevkeder. Makam sevdası, mansıp düşkünlüğü, mal tutkusu, rahat arzusu baş gösteririr; haneperestlik hastalığı hortlar, içe kapanmalar olur... Ve unutulmamalıdır ki, içe kapanan bir insan zamanla miskinleşir, Allah’ın onun içine attığı hizmet heyecanını, faaliyet meşalesini söndürür. Derken, ruh darlığına düşer, hiç olmadık şekilde depresyonlar yaşar.

Evet.. diri kalmak ancak başkalarına hayat üflemeye çalışmakla mümkün olur. Cenâb-ı Allah şartlar nasıl olursa olsun hizmete koşan insanın aşk u heyecanını korur. Mesuliyetten kaçanların ise, önce heyecan yorgunluğuna düşmelerinden, sonra da yolda kalmalarından korkulur. (Ölümsüzlük İksiri, s. 96-97)

Fethullah Gülen: ABD Sohbetleri: His ve Heyecan
Son Güncelleme ( 08.10.2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Fethullah Gülen Web Siteleri