| Tarihin Kalbine Yolculuk |
|
|
| Ali Bulaç, Yeni Şafak | |
| 29.10.1996 | |
![]() Ali Bulaç Geçen Pazar günü (20 Ekim 1996) İstanbul'dan Özbekistan'ın başkenti Taşkent'e uçarken bu duygular içindeydim. Orta Asya'da güzel yerler göreceğimi tahmin ediyordum. Bazıları beni etkileyecekti de. Ama itiraf edeyim, hiç bu kadar etkileneceğimi beklemiyordum. Özbekistan ve Türkmenistan'da bir haftayı aşkın gezimizin sonuçlarını daha sonra yazacağım inşaallah. Bu ilk yazıda İslam tarihinin kalbi sayılan Semerkant ve Buhara'dan bahsetmek istiyorum. Küçüklüğümden beri okuduğum kitaplarda, hocalarımdan dinlediğim derslerde Semerkant ve Buhara'ya karşı büyük bir ilgim ve sevgim vardı. Bu iki mübarek şehri ziyaret edeceğimi düşünmemiştim. Kısmet olduğu için Allah'a şükrediyor, bu ziyareti gerçekleştiren Zaman gazetesi yöneticilerine teşekkür ediyorum. Bu iki şehir için "Tarihin kalbi" demem hiç abartılı değil; İslam düşüncesi, felsefesi, kelamı ve tasavvufunun hemen hemen bütün büyük adamları, her, biri kendi semasında birer yıldız olan şahsiyetleri buralarda yatıyor. Sadece bunlar mı? Bir de önemli askeri ve siyasi şahsiyetler de burada. Timur, Sultan Sencer vd. Semerkant'tan kalkıp Ankara'ya kadar gelen, oradan Halep taraflarına kadar inen ve geçtiği her yeri tarumar eden Timur, Semerkant'ta yatıyor. Yanıbaşında büyük İslam bilgini Uluğ Bey var. Uluğ Be'in yaptığı medreseleri ve rasathaneyi seyretmek olağanüstü bir duygu, imam Maturidi'nin mezarı yeni keşfedilmiş. Bir Yahudi'nin bahçesinde. Şimdi onarılıyor. Gezdikçe İbni Sina'nın felsefe tartışmaları aklımdan geçiyor. Biruni ile olan tartışmalar, mektuplaşmalar. Taşkent'in merkezinde Ali Şir Nevai'nin kabri var. Özbekler, burayı bizim Telli Baba gibi kabul edip gelinlerini getiriyorlar. Ebu'l-Kasım Medresesi; boş ve tenha; ama tarihin bütün çizgilerini inatla üzerinde taşıyor. Büyük muhaddis imam Tirmizi bu topraklarda yaşamış ve buralarda defnedilmiş. Türkmenistan'ın hemen girişinde büyük Meşşai filozof ve aynı zamanda Muallimu's-Sani kabul edilen Farabi var. Buranın yeril halkı belki bilmeyebilir, ama teneffüs ettiğimiz havada İslam düşüncesinin bereketi var. Semerkant yakınlarında Çerek'te Müslüman dünyanın saygıyla andığı imam Buhari'nin mezarı var. Sabah'ın erken saatlerinde onu ziyarete gittik. Daha kapının girişinde sanki Allah'ın Resulü'nün mübarek maneviyatı her tarafa sinmiş. Geniş bir bahçe içinde ve asırlık çınar ağaçları altında tahtlar kurulmuş. Kimbilir bu asude bahçede nice hadis ve üsul tartışmaları olmuş. Kur'an'dan sonra neredeyse ikinci kitap kabul edilen Sahih'in sahibi Buhari'nin mezarı açıkta; etrafı yeni onarılıyor. Buhari Mescidi'nde gencecik çocuklar kitaplarını yerlere sermiş, yüksek sesle hadis okuyorlar. Hazırladığım Kur'an-ı Kerim Meali'ni imam Buhari'nin Mescidi'ne hediye ettim ve üzerine bu kitabın imam Buhari Mescidi'ne hediye olduğunu yazdım. Buhara'yı anlatmak mümkün değil. Mir Arap Mescidi olağanüstü güzel. Peygamber Efendimiz'i rüyasında gören bir zat, ta Yemen'den kalkmış, Buhara'ya gelmiş ve bu büyük medreseyi inşa etmiş. Bu büyük eser karşısında insan maharet ve incelik, sanat ve sadelik karşısında hayatın bir başka boyutunu keşfediyor. Peygamber Efendimiz'in amcası Abbas'ın oğlu Hüssam İbn Abbas'ın mezarını ziyaret ediyoruz. Buharalılar bu mübarek zata Şah-ı Zinde diyorlar ve büyük bur saygı gösteriyorlar. Aynı günün akşamı Nakşibendi tarikatının kurucusu ve piri büyük zat Şah-ı Nakşibendi'nin yattığı yere gidiyoruz. Türkiye'den bana sipariş edilen selam ve duaları sahibine iletiyorum. Geçen sene yayınlanan "Ortadoğu'dan İslam Dünyasına" adlı kitabımda İslam dünyasını altı ana bölgeye ayırmış ve her bölgeye bir başkent tespit etmiştim. Benim kanaatime göre Orta Asya Cumhuriyetleri'nin başkenti Buhara olmalıydı. Hiç yanılmadığımı anladım. Semerkant ve Buhara, bir yüreğin iki parçası. Gövdenin en duyarlı organı durumunda olan kalb gibi. Bu hem Müslüman dünyanın, hem de tarihin kalbidir. Bu topraklara yaptığımız ziyaretten sonra bana müthiş bir özgüven geldi. Eğer Müslümanlar tarihte böylesine harikalar ortaya koyabilmişlerse, bugün ve yarın da ortaya koyabilirler. Ama bugünkü durum sadece tarihin ihtişamından ibaret. Aktüel hayat perişan ve yürekler acısı. |
|
| Son Güncelleme ( 11.05.2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




